Yeter Artık!

Kelime bulamıyorum, zorlanıyorum. Bu mahkemeleri, bu yargılama sürecini devam ettirmeye çalışıyorlar. Yeter artık!


Sözde Ergenekon davasında, yeniden yargılama hem de 14 ay sonra İstanbul’da yeniden başladı. 21 Haziran 2017 tarihinde ilgili mahkeme bu konuda bazı kararlar aldı. Bu kararlara biraz sistematik olarak bakalım, bazı tespitler yapalım. Ondan sonra bu tespitlerin ışığında, ‘Mahkeme nasıl karar aldı? Nasıl karar alması gerekirdi ?’ bunların, üzerinde biraz duralım.

15 Temmuz Gerçeği
Şimdi birinci tespit şu; 15 Temmuz 2016’da Türkiye gerçekten korkunç bir olay yaşadı. Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) planladığı ve icra ettiği bir darbe girişimi ile karşı karşıya kaldık. Tabi ki bu olayın neticesinde şunu kabul etmemiz lazım ki, Türkiye’de doğal olarak çok şey değişti. Bunu bir kere ana tespit olarak kabul etmemiz lazım. Yani 15 Temmuz öncesi ile sonrasını farklı değerlendirmemiz lazım.

İkinci tespit, 15 Temmuz darbe girişiminin FETÖ tarafından planlandığı ve icra edildiği bugün artık bütün çıplaklığıyla herkes tarafından kabul edilmiş olması. Bunu da ana tespit olarak alalım.

Üçüncü ana tespit olarak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun ve Meclis Darbeler Araştırma Komisyonu’nun raporları var. Bu raporlarda, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yazılan ve ilgili makamlara sunulan raporlar. Önce Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu ve aynı zamanda Teftiş Kurulu’nun iki raporu var. Birisi Ağustos’ta diğeri de Ekim 2016’da yazılıyor. Ortak tespit ettikleri şu; Ergenekon davasında görev yapmış hâkimler ve savcılar FETÖ üyesidir. Bu yargılamaları ki Ergenekon davası da bunun içine dahildir. Örgüt adına yaptılar ve bunun neticesi olarak biz ve bu hâkim ve savcıların meslekten ihraç ettik. Bu fevkalade önemli bir tespit.

Bunu aynı şekilde, TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu da söylüyor. Raporda, sözde Ergenekon davası ile ilgili konu şu cümleyle bitiriyor, ‘Ergenekon davasındaki savcı ve hâkimler, belirli bir amacı malum şekilde FETÖ kapsamında planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak hareket etmişlerdir.’ Bu kadar net ve açık durumlar var. Şimdi bu raporlardan hareket ettiğimiz zaman şu ortaya çıkıyor; o halde bu Ergenekon davasındaki iddianameleri hazırlayanlar daha önce soruşturmaları yapanlar ve yargılama sürecini yapan hâkimler. O halde FETÖ üyesi olan kimselerdir ki bütün raporlar belgeler bunu teyit ediyor. Şimdi siz bunların yaptıkları soruşturmaları iddianameleri yargı kararlarını nasıl kabul edebilirsiniz ki?

Bu hâkim ve savcılar FETÖ üyesidir, bu nedenle bugün baktığımız zaman esas başrolde olanlar yurtdışına kaçmış durumda diğerleri ise tutuklu ve bu suçlamalarla yargılanmaktadırlar. Şimdi bunu anlamakta zorlanıyoruz. FETÖ üyesi savcı hâkimlerin hazırladığı iddianameler ve kararları siz bugün hala var olarak kabul ederseniz ki dün verilen ara kararda biraz bu noktayı gösteriyor; o zaman siz diyorsunuz ki ‘Bunların hazırladığı iddianamelere aldığı kararlara da değer veriyoruz.’ Bir noktada bunların bazı şeylerini doğruluyorsunuz. FETÖ’ye üye oldukları aşikâr olan bu savcı ve hâkimlerin yaptıkları işlere yasallık kandırıyorsunuz, biraz doğruluk veriyorsunuz, neredeyse onları legalize etmeye çalışıyorsunuz ki bundan bir kişi sevinir o da FETÖ’nün başındaki kişidir. O’nu sevindirmek midir amacınız? Yani bunu anlamak gerçekten çok zor bir şey. Özetle, sözde Ergenekon Terör Örgütü davasına siz normal bir dava gibi bakamazsınız.

FETÖ Gerçeği Yok Gibi Süreci Götüremezsiniz

Bu gerçekler ortadayken, görmezlikten geliyorsunuz, kenara bırakıyorsunuz; ‘Dosya geldi elimize efendim. Normal hukuk kuralları içinde kalarak efendim’ diyorsunuz. Yine kalacaksınız. Sanki Türkiye’de 15 Temmuz yaşanmamış sanki Türkiye’de 17/25 Aralık süreci yaşanmamış. Başka birçok şeyde, 17-25 Aralık, 15 Temmuz 2016 haklı olarak dile getiriliyor ama bu tip davalara gelinince bunlar unutuluyor. Sanki her şey normalmiş, her şey normal hukuk çerçevesi içinde olmuş, biz de bu davaları normal hukuk normları içinde kalarak, bu olayları görmezlikten gelip, yaşanmamış kabul ederek bu süreci götürelim. Bunu kabul edemeyiz. Bu kabul edilebilecek bir olay değil.

Bakın Anayasa’nın 138. maddesi çok açık. Anayasa’nın 138. maddesi diyor ki, ‘Hâkimler anayasa, yasa, hukuk ve vicdani kanaatlerine göre karar alırlar, hüküm verirler.’ Bakınız: size burada, ‘Vicdani kanaatinizle karar alın’ diye bir şey söylemek istemiyorum. Tabi ki bu doğru değil. Ancak, sizin bu kararı alırken hem vicdanınızı kullanarak hem de size biraz evvel gerekçelerini sıraladığım, nasıl başladığını ve sürdüğünü, kimler tarafından yapıldığını belirtip, birer komplo olduğunu söylediğim bu davaları görerek vicdani kanaatinizi de kullanarak farklı şekilde karar verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla beklenen karar bence şöyle olmalıydı.

Hala Sanık Etiketiyle İsimlendiriliyoruz

FETÖ’cü hâkimler tarafından verilen bu kararların Ergenekon davası ile ilgili olarak Danıştay cinayeti gibi davaları ayırınız, dosyadan ayrılsın. Onlar ayrı bir konu ama bu gibi dosyadan davalar ayrıldıktan sonra hala biz sanık olarak görünüyoruz. Şu an ben neyin sanığıyım? Bu insana ağır geliyor. Beni, sanık FETÖ’cü hâkimler, savcılar yaptı. Hala, hukuki olarak ‘sanık’ etiketiyle isimlendiriliyorum. Şimdi ben ve arkadaşlarım bu duruma nasıl isyan etmeyecek?

Bu gerçekler ortadayken, olması gereken şudur; Danıştay davası gibi dosyalar ayrıldıktan sonra kalan Ergenekon davasındaki bütün arkadaşlarımın hepsinin beraat etmesi gerek. Başka türlü biz buradan çıkamayız. Yargıtay davaya 21 Nisan 2016’da baktı, İlgili, Yargıtay davası ne zaman? 15 Temmuz olayı yaşanmadan önce yani bu darbe girişiminden önce. Şuna inanıyorum, eğer Yargıtay’ın ilgili dairesi bugün bu dosyaya baksaydı inanıyorum ki bu davada bütün sanıklara beraat kararı verirdi. Bu mahkeme için bunu veremiyor? Arkasında başka bir şeyler mi var? Anlamakta zorlanıyorum. Beklentilerimiz isteklerimiz bu ve bunda da haklıyız. Senelerce neredeyse senelerce süren bir sürecin içinde hala sanık etiketiyle dolaştırıyor bu insanlar. Ama kim dolaştırıyor? FETÖ’cüler. Sadece bizi sanık etiketiyle dolaştırıyor.

Yeter Artık

Ama milletimizin Türk milletinin gözünde biz çoktan aklandık. Öyle bir söz, söz konusu değil. Böyle bir şey söz konusu değil ama buna lütfen kimse artık alet olmasın. Yani buna yeter deme zamanı geldi ve geçiyor. Şimdi dediğim gibi dün alınan kararlar gibi kararlar, bana göre toplumun vicdanını yaralar. Bu yüzlerce telefon alıyorum. Her kanattan, her zeminden yani sadece bir gruptan bir görüş sahiplerinden değil. Her görüş sahiplerinden alıyorum. Aynen bana söyledikleri şey şu efendim; ‘Nasıl bu yargılama hala devam eder? Bu şartlar altında bu kadar olay yaşandıktan sonra size hala bu haksızlıklar nasıl yapılır? Bu süreç nasıl uzatılır?’ Lütfen bunlara kulaklarınızı biraz açın. Aksi takdirde iki şey yapıyorsunuz. Birincisi toplum vicdanında daha çok mahkum oluyorsunuz, toplumun gözünde adaleti daha çok zedeliyorsunuz.

Bir de unutmayın, bugün bu tip aldığınız kararlar kime yarıyor biliyor musunuz? FETÖ davaları çeşitli, bugün çeşitli kapsamda biliyorsunuz. Çeşitli mahkemelerde FETÖ ile bağlantılı davalar devam ediyor. İşte bu tip aldığınız kararlar FETÖ’cü savcı ve hâkimlerin kararlarını kısmen de olsa legalize ederek bu adamlara koz veriyorsunuz. Yarın bunlar mahkemelerde bunları kullanacaklar. Bize diyecekler ki ‘Bizi suçladınız ama bakın sizin hâkim ve savcılarınız da hala bizim hazırladığımız iddianameler üzerinden bizim hazırladığımız kararlar üzerinden sanki hiçbir şey olmamış gibi 15 Temmuz olayı yaşanmamış gibi Türkiye’de normal sanki. Nasıl söyleyeyim? Kelime bulamıyorum, zorlanıyorum bu mahkemeleri, bu yargılama sürecini devam ettirmeye çalışıyorlar. Yeter artık!

İlker Başbuğ