Anayasa Değişikliği Teklifi

Anayasa değişiklik teklifi radikal bir sistem değişikliğini önermektedir. Parlamenter sistemin Türkiye için daha uygun olduğunu düşünüyorum

Uğur Dündar: Anayasa değişiklik teklifleri TBMM’den geçti. Nisan ayı içerisinde bu değişiklikler yapılacak referandumla Türk Milleti’nin onayına sunulacak. Kabul edildiği takdirde Türkiye “Parlamenter Sistemden” , “Başkanlık Sistemine” geçecek. Genel olarak bu değişime siz nasıl bakıyorsunuz?

İlker Başbuğ: Kişisel olarak parlamenter sistemin Türkiye için daha uygun olduğunu düşünüyorum.

Anayasa değişiklik teklifi sizin belirttiğiniz gibi radikal bir sistem değişikliğini önermektedir.

İçinde bulunduğumuz süreçte; Türkiye, tarihinin en ağır sorunlarıyla karşı karşıyadır. Hal böyle iken, bugün ülke gündeminin birinci maddesini Anayasa değişiklikleri ve referandum konusu oluşturmaktadır. Bunun nedenlerini, zamanlamasını anlamakta zorlanıyorum.

Bu nedenle ilk önce şu soruların sorulması ve bu sorulara inandırıcı cevapların verilmesini beklemek gerekir:

  1. Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı ağır sorunlar, parlamenter sistemin uygulanmasından mı kaynaklanmaktadır?
  2. Önerilen başkanlık sistemi ile, bu sorunlar nasıl daha iyi çözülebilecektir?

Bu iki soruya şu ana kadar Anayasa değişikliklerini referanduma taşıyanların  inandırıcı, açık, aydınlatıcı, cevaplar verdiklerini söylemek mümkün değildir.

UD: Mustafa Kemal Atatürk, Cumhurbaşkanlığı döneminde sizce, hiç başkanlık sistemini düşündü mü?

İB: Mustafa Kemal Atatürk ilk günlerden itibaren parlamenter sistemi düşünmüş ve o sistemi savunmuştur.

1927 yılında bir konuşmasında, parlamenter sistemin ana unsuru olan Meclisi şöyle tanımlamıştır:

Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin yüzyıllar süren arayışlarının özü ve onun kendi kendisini yönetmek bilincinin canlı bir simgesidir.

Cumhurbaşkanlığı döneminde ise hiçbir zaman başkanlık sistemini düşünmemiştir.

Hatta, 2 Ekim 1930’da bir hükümet krizi ile karşı karşıya kalınınca N. Sadak’a şunu söylemiştir:

Amerika sisteminin memleketimizde tatbik etmeyi hiç hatırıma getirmedim.

Parlamenter sistemin en büyük özelliği, hükümetin meclis içinden çıkması ve hükümetin meclise karşı sorumlu olmasıdır. Hükümetler güvenoyu alarak kurulduğu gibi, güvensizlik oylaması sonucu da düşürülebilir. Dolayısıyla yasama, yürütme karşısında etkin bir “kontrol ve denetim” gücüne sahiptir.

Ayrıca parlamenter sistemde yürütme iki başlıdır. Cumhurbaşkanı ve Başbakan. Netice olarak, parlamenter sistem daha çok uzlaşmaya, uzlaşma kültürüne ihtiyaç doğurur. Çoğulcu demokrasi de daha çok uzlaşmaya dayanmıyor mu?

UD: Anayasa değişikliği aslında başkanlık sistemini ortaya koymaktadır. Ancak, “başkanlık” isminin kullanılmasından da kaçınılmış “cumhurbaşkanlığı sistemi” gibi bir algı oluşturulmasına çalışılmış. Getirilen bu sistemin sizce, sizi endişeye sevk eden maddeleri nelerdir?

İB: İlk önce tespitinizin doğru olduğunu söyleyeyim. Oluşturulmak istenilen başkanlık sistemidir.  Başkanlık sistemini en iyi uygulayan ülke ABD’dir. O zaman ABD’de uygulanan sistem ile Türkiye’ye getirilmek istenilen sisteme genel hatlarıyla bakalım:

İlk önce, ABD’de başkanlık sisteminin en iyi işlemesinin iki ana nedeni vardır. Birincisi, ABD anayasası “güçler ayrımı” ve “kontrol ve denge” prensip ve uygulamalarını çok kesin çizgilerle tayin etmiştir.

ABD’de anayasayı yapanlar kongreyi, yani yasama organını, devletin en dinamik organı, halkın sesi ve demokrasinin garantisi olarak düzenlemişlerdir.

Başkana tanınan bazı yürütme yetkilerinin Kongreyle birlikte kullanılması öngörülmüştür. Antlaşmaların onaylanması bunlardan birisidir. Ayrıca, başkan kabine üyelerini, üst düzey kamu görevlilerini, büyükelçileri ancak Senato’nun onayıyla atayabilmektedir.

Mali konulardaki tüm yetki Anayasa tarafından Kongre’ye bırakılmıştır. Fon tahsisi tamamen Kongre’ye aittir. Başkan tarafından yürütülmesi amaçlanan bir program için fon gerektiğinde, Kongre bu fonu vermeyebileceği gibi, kullanımını belirli şartlara bağlayabilir, uygulanan programı denetleyebilir, önerilen bütçelerde indirime bile gidebilir.

ABD Kongresi yürütme üzerindeki  kontrol ve denetimi  daimi komiteler ile onların alt komiteleri üzerinden yapmaktadır.

Bu komiteler her türlü araştırma ve soruşturmayı yapmaya yetkilidir. Onun için Amerikan sisteminde komitelere alt hükümetler adı verilmektedir.

ABD Kongresinin en önemli denetim işlevi ise başkanın görevini kötüye kullanması durumunda çıkmaktadır. Temsilciler Meclisi tarafından başkan salt oyla –ki üye sayısı 435’tir- suçlu bulunduğu takdirde, Anayasa Mahkemesi Başkanlığında toplanan Senato tarafından yargılanarak, üçte iki oy çoğunluğuyla -ki Senatör sayısı 100’dür- başkan görevden bile el çektirilebilmektedir.

UD: Peki; ABD’de Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşan Kongre, başkana karşı nasıl böyle güçlü ve bağımsız hareket edebiliyor?

İB: “Güçler ayrımını” ve “kontrol denge” prensiplerinin uygulanmasının anahtarı; ABD’de Senatör ve Temsilciler Meclisi üyelerinin bağımsız hareket edebilmesidir. Çünkü; ABD’de klasik parlamenter sistemlerde görülen “parti disiplini” yoktur. Senatör ve Temsilciler Meclisi üyelerinin sorumlu olduğu tek yer seçim bölgelerindeki seçmenlerdir.

Türkiye’de ise; tarihsel gelişimin ve parlamenter sistemin bir sonucu olarak, siyasi hayatta siyasi partilerin ne kadar önemli rolü ve gücü olduğu ortadadır. Cumhurbaşkanının partisiyle olan ilişiğinin kesilmesine yönelik düzenlemenin kaldırılması ve buna karşın sıkı ve kati parti disiplininin var olacağı, yani korunacağı bir ortamda; “güçler ayrımı” ve “ kontrol ve denge” Türkiye’de nasıl sağlanacaktır? Asıl soru budur.

Netice olarak; önerilen sistem ile ABD sistemi arasında benzerlik yoktur. Türkiye’deki mevcut parti disiplini ile de yürütme üzerinde “etkin kontrol ve denetim”in sağlanabilmesi de mümkün değildir.

UD: Peki önerilen sistemde, TBMM’nin yürütme üzerindeki “kontrol ve denetimi” nasıl olacaktır? Bu konuda Meclis’in yetkileri nasıl olacak?

İB: ABD’de Kongrenin başkan, yürütme üzerindeki kontrol ve denetimine daha önce değinmiştik.

Tekrar mukayeseli olarak bakarsak; kabine üyelerinin üst düzey görevlilerin, büyükelçilerin atanmasında TBMM’nin hiçbir yetkisi yoktur.

İB: ABD’de Kongre ve komiteleri tam yetkiliyken; TBMM’nin sadece, genel görüşme, Meclis araştırması ve yazılı soru sorma yetkisi vardır.

Mali konularda; ABD’de Kongre adeta başkana yani yürütmeye korkulu rüyalar yaşatırken, bizde bütçe denetiminin nasıl ve ne seviyede olduğu ortadadır.

Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nın Anayasa Mahkemesi’nde yargılanmasının yolu açılmaktadır. ABD’de ise başkanın yargılanması Kongre içinde yapılmaktadır. Bu da ABD’de Kongre’nin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.

Bütün bunlara karşın; Anayasa değişikliklerinin 12. maddesiyle, yürütmenin başına seçimlerin yenilenmesine karar verme yetkisi de tanınmaktadır.

Böylece, yürütmenin başına yasamaya karşı, gerektiğinde kullanabileceği çok güçlü bir silah verilmiş olmuyor mu?

1924 Anayasasının oluşturulması esnasında; Cumhurbaşkanı’na Meclisi dağıtma ve seçimleri yenileme yetkisinin verilmesi istendi. Bunun yanında, Cumhurbaşkanı’nın geri çevireceği kanun tekliflerinin üçte iki çoğunlukla kabul edilmesi ve Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerinin Başkomutanlığının da Cumhurbaşkanına verilmesi de diğer istenilen konular arasındaydı. TBMM bu teklifleri kabul etmedi ve Atatürk’e bu yetkileri vermedi.

Başkanlık sisteminde başkanlara olağanüstü yetkiler verilmesi halinde yasama ile yürütme arasındaki “kontrol ve denge” prensibini koruyamazsınız. Başkanı  “tek adam” durumuna sokarsınız.

UD: Anayasa değişikliğine ilişkin son değerlendirmeniz ne olur?

İB: Tarihsel olarak Türk toplumunda liderler elbette önemli rol oynamıştır. Ancak buna rağmen ilk Türk devletlerinde önemli kararlar kolektif alınmış, “tek adamlığa” yol verilmemiştir. Osmanlı Devletinde başlangıçta aynı anlayış hakim olmuş ancak ileriki yıllarda sistem “tek adamlığa” dönüşmüştür. 1876’dan itibaren ise kesintilerle parlamenter sistemin uygulanmaya çalışıldığını görüyoruz.

Dolayısıyla, bizim parlamenter sisteme ilişkin siyasal geçmişimiz ve kültürümüz vardır.

Nedenlerinin açıkça ortaya konulmadığı, ani kararlarla Türk siyasi hayatında, siyasal kültüründe böyle önemli değişikliklerin gerçekleştirilmesinin doğru olmadığını düşünüyorum.

Ayrıca unutulmasın ki; anayasalar toplumun uzlaşma belgesidir. Yani, toplumun büyük kesiminin desteğine sahip olmalıdır. Bugün, bu noktada olduğumuzu söylemek de pek mümkün gözükmüyor.

Son sözüm ise şudur:

Eğer, gerçekten demokrasiye inanılıyorsa, bu teklifi destekleyenler ile karşı çıkanların fikirlerine aynı derecede saygı gösterilmeli ve iki tarafa da eşit fırsatlar tanınmalıdır. Referandum sürecini; zaten ciddi şekilde çok konuda bölünmüşlük içinde olan toplumu; daha da derin şekilde karşı karşıya getirecek yeni bir kutuplaşma içine sokmaktan herkes kaçınmalıdır.

2 comments

  • Agzina saglik komtanim halk arasinda konusulanlar evet diyenler ne dediklerini bilmeden evet dicekler bizim milletimiz egitimsiz bunlar yine kazanacak kazansinlar ama bu sistem ulkemiz icin iyi degil butun soylediklerinize katiliyorum biz ataturkun izinden gitmeliyiz onun egitim icin yaptigi arastirmalari gun yuzune.cikararrak egitim seviyemizi artirmaliyiz komtanim saygilar canakkale geliboludan slmlar…

  • Sayın başbuğ katılıyorum erdoğan henüz başbakan olmadan mecliste amerikan askerlerinin guneydoguda geçişi için tezkere oylaması yapıldı
    geçmesi için ençok desteği kim verdi
    ALLAH’tan geçmedi güneydoğu yu çekiç güç gibi bir işgal in eline teslim edecektik ya o zaman başkanlık olsaydı?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.