Kozmik Oda Olayı

Bu konu üzerinde çok konuşuldu ve konuşulmaya da devam ediyor. Ceza Muhakemeleri Kanununun 125. maddesi “Devlet Sırrı Niteliğindeki Belgelerin Mahkemece İncelenmesine” aittir.

Bu madde şöyledir: “Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz. Belgeler mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir.”

İlker Başbuğ Kozmik Oda Türkiye TSK Genelkurmay Başkanı

Kozmik Oda Açıklaması (Video)

27 Aralık 2009 günü, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı “kozmik oda”da arama yapmak istedi. Yasa gereği kendisinin yetkisiz olduğu söylendi ve müsaade edilmedi.

Daha sonra mahkeme kararına dayanarak bir hakim aramaya geldi. Mahkeme kararına itiraz edileceği söylenerek, aramaya izin verilmedi.

Ancak yapılan itiraz daha sonra reddedildi. Bunun üzerine, Kara Kuvvetleri Komutanı Karargâha davet edilerek, durum değerlendirildi. O akşam geç saatlerde aramayı yapacak hâkimin Bölge Başkanlığına geldiği bildirildi. Kendisi Karargâha davet edildi. Gelmeden önce de odanın kapılarının mühürlenmesi istenildi.

Gelen hakime, yarın konunun Başbakan’a arz edileceği, oradan alınacak talimata göre hareket edileceği bildirildi.

Ertesi gün, Kara Kuvvetleri Komutanı ile birlikte, Başbakanlıktaki toplantıya katılındı. Durum anlatıldı. Eğer aramaya müsaade edilmesi istenilirse, bizim bu aramadan hiçbir şekilde endişe duymadığımız da belirtildi. Aramanın yasalar gereği yapılmasının uygun olacağı bize bildirildi.

Durumu tekrar kendi aramızda değerlendirdik. İddia çok çirkindi ve vahimdi. Bir suikastın planlandığı iddia ediliyordu. Bu konuda bizim gizleyeceğimiz ve endişe edeceğimiz hiçbir noktanın bulunmaması ve ileride Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde vahim derecede şaibe kalmaması için aramanın yapılmasına müsaade edilmesinin, daha uygun olduğu kararına varıldı.

Bugün, bazıları hissi duygular içinde bu kararı tenkit edebilir. Ancak, şu noktaları hatırlamakta yarar vardır: Eğer, aramaya müsaade edilmeseydi, bugün Türk Silahlı Kuvvetleri iddia edilen suikast ve belki de esas istenilen, bazı faili meçhul cinayetlerin delillerini karartmak veya ortadan kaldırmakla suçlanabilirdi.

Ayrıca, sorumluluk taşımayanların, her konuda rahat ve farklı şekilde konuşabildikleri çok görülmüştür. Ancak, herkesin ne olup olmadığı sorumluluğu sırtına yüklendiği an bütün çıplaklığı ile ve hem de şaşırtıcı olarak ortaya çıktığına da birçok kez şahit olunmuştur.

Bu bölümde anlatılmaya çalışıldığı gibi; 2009 ve 2010 yıllarında yoğun bir şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yürütülen haksız, hiçbir somut delile dayanmayan saldırılar ile karşı karşıya kalınmıştır.

Bu saldırılar karşısında, yasal yetki ve sorumluluklar içinde kalarak, her platformda gerekli olan mücadele verilmiştir.

Bu zor dönemde, başkalarının bizden yapmamızı istediği şeyleri değil, yasal çerçevede, doğru olduğuna inandığımız şeyleri yapmaya çalıştık.

27 Ağustos 2010 günü Genelkurmay Başkanlığı Devir ve Teslim Töreninde şunu söylemiştim:

“Fırtınalı denizde gemisini en az hasarla karaya yanaştıran kaptanların tarihi başka, gemisini terk edenlerin tarihi başka yazılır.”

Mücadele azim ve gücünü koruduğumuz son dakikaya kadar mücadelemize devam ettik.

Bugün burada, Silivri’de bulunmamızın bir nedeni de bu değil mi?

Başbuğ, M. İlker, Suçlamalara Karşı Gerçekler, Kaynak Yayınları, s.40, 41