İrtica ile Mücadele Eylem Planı

İddia makamına göre, iddia edilen “İritica ile Mücadele Planı” taslak halde İlker Başbuğ’a sunulmuş ve sonrasında bilgisi dahilinde hazırlanmıştır.

Yine savcıların iddialarına göre, “İrticayla Mücadele Eylem Planı” ve “Proje” isimli belgeler baz aldığında, İlker Başbuğ’un Ergenekon Terör Örgütüne yönelik yapılan soruşturma ve kovuşturmaları etkisizleştirme yönünde çalışmaları olmuştur.

Mütalaada ayrıca devlet gelenekleri ve teamülleri hiçe sayılarak, Genelkurmay 2nci Başkanının yurt dışında bulunan Genelkurmay Başkanını arayarak soruşturma açılması teklifini kendisine sunmasını, ikisi arasında askeri hiyerarşi dışında bir örgüt bağının olduğu şeklinde değerlendirilmiştir.

Sadece, isimsiz ve imzasız bir ihbar mektubuna dayanarak bu planın Nisan 2009’da hazırlandığı ileri sürülmektedir. İddia edilen plan bir gazetede yayınlandığında, bir gazetecinin “Komuta Katı’nın bilgisi veya talimatı çerçevesinde hazırlanmış olabilir mi?” sorusuna İlker Başbuğ’un o gün verdiği cevap “Bu soruyu sormanız bile abestir, hakarettir. Böyle bir talimat kesinlikle verilmemiştir.” bugün de geçerlidir.

Bu konuyu aşağıdaki anabaşlıklarla incelemeye çalışalım.

  • Emniyet Tarafından Hazırlanan Tespit Tutanağı
  • Yurtdışını Arama
  • Soruşturma ve Kovuşturmaları Etkisizleştirme
  • Proje İsimli Dijital Veri

Emniyet Tarafından Hazırlanan Tespit Tutanağı

Bilgi Destek Daire Başkanlığına ait bilgisayarların incelenmesi adına emniyet bir “Tespit Tutanağı” hazırlamıştır. Bu tutanak 323 sayfadır.

Tespit tutanağında, iddia edilen “İrtica İle Mücadele Eylem Planı”nın bulunmadığı ifade edilmektedir. Bu elbette önemlidir. Bu tespit Genelkurmay Savcılığının ulaşmış olduğu neticeyi de doğrulamaktadır. Ancak, burada tespit tutanağını hazırlayan Terörle Mücadele Şubesi personeli kendilerini bir anlamda bilirkişi, hatta ve hatta hakim yerine koyarak; aşırı bir zorlama ile Dairede yazılmış bazı yazılarla, söz konusu iddia edilen plan arasında ilişki olduğunu ileri sürmektedirler.

İddia edilen “İrtica İle Mücadele Eylem Planı” ile ilişkili olduğu düşünülen yazıların yazıldıkları tarihlere bakılırsa, 30 Ağustos 2008 ile 30 Ağustos 2010 tarihleri arasında bir yazının olmadığı da açıkça görülebilir. Bu ifade, hiçbir zaman ilişki kurulan yazılarında, ileri sürülen suçlamalar ile ilgili olduğu anlamına alınmamalıdır.

Son bir söz; Bilgi Destek Dairesine ait 71 adet bilgisayar hard diskinde yapılan incelemeler sonucunda kovuşturma ile ilgili olabilecek hiçbir bilgi ve belgenin bulunmadığı da tespit edilmiştir.

Yurtdışını Arama

12 Haziran 2009 tarihinde, iddia olunan İrticayla Mücadele Eylem Planı bir gazetede yayınlandığında İlker Başbuğ yurtdışındadır ve vekili Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner’dir. Mütalaada, dönemin Genelkurmay 2nci Başkanı Hasan Iğsız’ın Genelkurmay Başkan Vekili yerine yurt dışında bulunan İlker Başbuğ’u arayarak “onay alması ve bu yolla resmi hiyerarşi dışında hareket etmesi, askeri hiyerarşi dışında örgütsel hiyerarşinin bir göstergesi olduğu” denilmektedir.

Bu değerlendirme gerçekten çok talihsiz olduğu kadar aynı zamanda düşündürücüdür de.

Yurt dışında bulunan Genelkurmay Başkanının önemli konulara ilişkin yapılacak işlemlerden önce, düşüncesinin alınması çok doğaldır.

Yurt dışından bulunan Genelkurmay Başkanının bulunduğu yerdeki saat esas alınarak her sabah Genelkurmay 2nci Başkanı tarafından bilgilendirilmesi bilinen bir uygulamadır.

Bu uygulamanın devletimizin diğer önemli makamları için de geçerli olduğu bilinmektedir.

Ayrıca, burada soruşturmanın açılması teklifi de uygun görülmüştür.

Bu konuda Işık Koşaner, mahkemeye yazılı tanıklık yaparak; “12 Haziran 2009’da bir gazetede iddia olunan ‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı’na’ ilişkin bir haberin çıkması üzerine, soruşturma açılmasının uygun olacağını düşündüm ve Genelkurmay 2nci Başkanı emekli Orgeneral Sayın Hasan Iğsız’a, Sayın Genelkurmay Başkanı’na ulaşarak direktifleri alması emrini verdim. Emekli Orgeneral Sayın Iğsız, Sayın Genelkurmay Başkanı’na ulaştığını ve soruşturma açılmasını uygun gördüğünü söyledi. Bunun üzerine soruşturma açılması için ben emir verdim. Olay tamamen bu şekilde gerçekleşmiş olup, farklı bir şekilde yorumlamanın ve farklı anlamlar yüklemenin bir gerekçesi yoktur” demiştir.

Soruşturma ve Kovuşturmaları Etkisizleştirme

İlker Başbuğ’un, 26 Haziran 2009 tarihinde düzenlenen basın toplantısında yaptığı bazı beyanatların, yürütülen soruşturmaları, soruşturma delillerini kara propaganda yöntemiyle itibarsızlaştırmayı, soruşturmayı ve kovuşturmayı yürüten adli birimleri baskı altına almayı, sindirmeyi ve yıldırmayı amaçladığı, bu açıklamaların örgüt stratejileri doğrultusunda yapılmış dezenformasyon faaliyeti olduğu mütalaada iddia edilmektedir.

26 Haziran 2009’da yapılan basın toplantısında söylenenler şunlardır:

“Şu anda elimizde olan, hukuki anlamda bir kağıt parçasıdır. Yargıtay içtihadına göre belge, hukuki hüküm ifade eden bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan yazıdır. 

Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı kesin değildir.

Bu belgenin, fotokopinin doğru olduğuna ilişkin yeni delil, bilgi çıkarsa, elbette bu soruşturma tekrar açılabilir.”

Sonra bilindiği gibi, iddia edilen plana ilişkin yeni bir delilin var olduğu 23 Ekim 2009’da tekrar haber oldu. 26 Ekim 2009’da da Genelkurmay Askeri Savcılığı tekrar soruşturmaya başladı.

Büyük ısrarlar sonucunda da, 4,5 ay sonra 16 Şubat 2010’da, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu sefer, iddia edilen planın “ıslak imzalı” olarak ellerine geçen şeklini Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderdi.

Gerçekler böyledir. Ancak ısrarla başka bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Peki psikolojik harekat amaçlı oluşturulmak istenen bu “algı” nedir?

“Genelkurmay Başkanı 26 Haziran 2009 tarihinde ellerinde bulunan ve ‘sanki o gün itibarıyla ıslak imzalı olan belgeye’ kağıt parçası dedi.”

Bu algıyı oluşturmak isteyenler, 26 Haziran 2009 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve Genelkurmay Askeri Savcılığı elinde, o tarihte iddia edilen planın “fotokopisi”nin olduğunu görmek istemezler. Fotokopi üzerinden, Yargıtay İçtihadına göre, hukuki bir işlem yapılamayacağını anlamak istemezler. Fotokopiye de belge denilmesini isterler. Yine aynı toplantıda, bu fotokopinin doğru olduğuna ilişkin yeni delil, bilgi çıkarsa, elbette soruşturma tekrar açılabilir denildiğini hatırlamak istemezler. Çünkü psikolojik harekat açısından bu noktalar görülemez, işitilemez.

Proje İsimli Dijital Veri

Mütalaada, ayrıca iddia olunan plan ile “proje” isimli dijital bir verinin irtibatlı olduğu ileri sürülmektedir. Proje isimli dijital verinin 06 Aralık 2010 tarihinde Gölcük Donanma Komutanlığında yapılan aramada el konulan bazı dijital veri depolama araçlarından 5 nolu HD içinde olduğu iddia edilmektedir.

İddianamede, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün tespit tutanağında “Proje” isimli dijital verinin son kaydetme tarihi 21 Mart 2009 olarak yer aldığı için, iddia olunan irtica ile mücadele eylem planının da 21 Mart 2009’dan sonra olduğu değerlendirilmiştir.

Öncelikle şu hususu önemle belirtmek lazım ki, “Proje” isimli dijital verinin içinde bulunduğu ileri sürülen 5 Nolu HD ile ilgili olarak hazırlanan Donanma Komutanlığı Bilirkişi Raporuna göre “tüm veriler manipülatif” amaçlı olarak başka bir bilgisayarda oluşturularak yerleştirilmiştir.

Donanma Komutanlığı Bilirkişi Raporuna göre “Proje” isimli asılsız dijital verinin oluşturma tarihi 15.07.2009 11:49, son kaydetme tarihinin ise 22.03.2009 21:14 olarak tespit edilmiştir.

Bu durumda aynı dijital veri için İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nce tanzim edilen tutanakta yer alan tarihler arasında açık çelişki bulunmaktadır.

Donanma Komutanlığı’nca düzenlenen Bilirkişi Raporunda, iddia olunan belge oluşturulmadan önce, son kez kaydedilmiş görünmektedir.

Son olarak, Poyrazköy isimli davaya bakmakta olan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi bilirkişi incelemesi taleplerini kabul ederek, 5 nolu HD’i TÜBİTAK’a göndermiştir. TÜBİTAK bilirkişileri tarafından hazırlanan 20 Ocak 2014 tarihli raporda 5 nolu HD üzerinde 28 Temmuz 2009 tarihinden sonra “oynama” tespit edilerek bildirilmiştir. Söz konusu rapor ile Donanma Komutanlığı Bilirkişi Heyeti ve diğer uzman kişi raporları doğrulanmış, 5 nolu HD’in “kumpas” için kullanıldığı ortaya çıkmıştır.

Özetle müsnet suçun delili olarak gösterilen “Proje” isimli dijital veri tamamıyla düzmecedir ve hukuksal hiçbir geçerliliği bulunmamaktadır.