Örgütsel Bağlantı

Savcıların iddialarına göre, İlker Başbuğ TSK içerisine sızan ve kimisi üst düzey konumlara kadar ilerleyen Ergenekon Terör Örgütü’nün bu kurum içerisindeki yapılanmasının üst düzey yöneticilerindendir.

Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanmasında önemli rol alan Prof. Dr. Sn. İzzet Özgenç bu konuya ilişkin olarak ne demektedir, ona bakalım:

“Türkiye’de Genelkurmay Başkanlığı görevini yapmış ve bu görevden yaş haddinden emekli olarak ayrılmış olan bir kişinin, görevi başında iken terör örgütünün yöneticisi olarak faaliyet icra ettiğini iddia etmek, bir akıl tutulmasının yansımasıdır. Bu iddia Cumhuriyet Savcılığı görevi ile bağdaşır bir yaklaşım çerçevesinde yapılan bir değerlendirme sonucu varılan bir kanaat ürünü değildir. Aynı değerlendirme, söz konusu iddianın yer aldığı iddianameyi kabul eden hâkimlerin kararı bakımından da geçerlidir.

Genelkurmay Karargâhı örgüt olamaz, örgütsel yapı ileri sürülemez. Bir kamu kurumundaki hiyerarşinin gerektirdiği ilişkiler örgütsel sayılamaz.”

Savcıların, bu iddialarını kuvvetlendirmek için mütalaada yer verdiklerini inceleyelim.

  • Levent Göktaş için % 80
  • Fatma Cengiz – İbrahim Şahin Telefon Görüşmesi
  • “BİLGİ NOTU YAŞ” İsimli Döküman
  • Balbay Görüşmesi
  • Serdar Öztürk’e Ait Dilekçeler

Levent Göktaş için %80

Sanık Serdar Öztürk’ün işyeri adresinde yapılan aramada ele geçirilen üzerinde Global ibaresi bulunan doküman üzerinde “İlker Başbuğ Levent Göktaş için % 80” şeklinde ibarelerin yer alması iddia makamı tarafından örgütsel bağlantı olarak değerlendirilmiştir.

Anılan belge incelendiğinde İlker Başbuğ’un yalnızca isminin olduğu, kimin yazdığının araştırılmadığı ve örgütsel irtibat olarak nitelendirilebilecek başkaca bir bilginin olmadığı görülecektir. Bu zorlama delil yaratmanın bir örneğidir.

Fatma Cengiz – İbrahim Şahin Telefon Görüşmesi

Dosyanın sanıkları Fatma Cengiz ve İbrahim Şahin arasında geçen telefon görüşmelerinde İlker Başbuğ’un adının geçmiş olması da, mütalaa da örgütsel bağlantı delili olarak gösterilmiştir.

Anılan telefon görüşmelerinde Hilmi ÖZKÖK, Çevik BİR ve Yaşar BÜYÜKANIT gibi üst rütbeli kişilerin de adı geçmektedir.

Telefon görüşmesindeki kişilerden birisi, daha önce almış olduğu cezası, sağlık nedeniyle affedilen bir kişidir. Ancak, ses kayıtlarına göre bu kişinin, İlker Başbuğ’un desteği ile “kamu güvenliği müsteşarlığı”na atandırılması söz konusudur!

Her şeyden önce, bu durumdaki bir kişinin, böyle bir göreve atandırılması, bir hukuk devletinde düşünülebilecek bir konu değildir.

Ses kayıtlarındaki İlker Başbuğ ile ilgili hususların tamamı gerçek dışıdır, asılsızdır. Duruşmaya katılanların da dinletildiğinde içeriğini ciddiyetsiz bulduğu bu konuşmaların ciddiye alınarak, örgütsel bağın delili olarak nitelendirilmesi zorlama delil yaratmanın bir örneğidir.

“BİLGİ NOTU YAŞ” İsimli Döküman

Sanık Ufuk Akkaya’nın iş yerinde yapılan aramada ele geçirildiği iddia olunan “BİLGİ NOTU YAŞ” isimli belgedeki “16 Haziran 2009, Hedef Org. İlker Başbuğ. E. Albay Levent Göktaş’ın tutuklanma sebebi de bu. Çünkü Levent Göktaş, Şener Eruygur’a (Büyükanıt da olabilir) yakın ancak İlker Başbuğ’a daha da yakın… …Levent Göktaş: Org. Başbuğ 2008 30 Ağustos’un da ekibini kuramadı. Genelkurmay Karargahı’nda bazı değişiklikler yapıldı ancak Kuvvet Komutanlıklarındaki ekip istediği gibi olmadı. Başbuğ, bu yıl ki YAŞ’ta ekibi sağlamlaştıracak.” şeklinde ibareler örgütsel bağlantı olarak savcılar tarafından değerlendirilmiştir.

Eğer iddia olunan bilgide kastedilen, Kuvvet Komutanlıkları ise Kara Kuvvetleri Komutanı iken yakın çalıştığı iki kişiden birisi İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı döneminde, 2008 yılı Ağustos’unda Kara Kuvvetleri Komutanı, diğeri ise Jandarma Genel Komutanı olmuştur. Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ise; 2008-2009 yılında görevlerinin ikinci yılında bulunmaktaydılar. 2009-2010 yılında ise, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarına İlker Başbuğ’un teklif ettiği kişiler gelmiştir.

İlker Başbuğ’un ekip kurma gibi bir çalışması olmamıştır. İddianamede suç tarihi olarak 2009 ve öncesi gösterilmesi de bunun ayrı bir göstergesidir. Hukuksal hiçbir geçerliliği bulunmayan bu tür soyut iddiaların, delil olarak gösterilmesi zorlama delil yaratmanın bir örneğidir.

Balbay Görüşmesi

İlker Başbuğ’un Genelkurmay 2nci Başkanı iken, Genelkurmay Başkanlığına ilişkin bir haberin gazetede yer alması üzerine, basına sızmanın kaynağını tespit etmek üzere ilgili medya mensubu, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ile yapmış olduğu bir görüşme, iddia makamı tarafından mütalaada örgütsel irtibat olarak gösterilmiştir.

Görüşme esnasında, İlker Başbuğ’un Mustafa Balbay’dan haber kaynağını öğrenmeye çalıştığı ve Balbay’ın ise söylemediği ve elinde bu konu ile ilgili daha çok belge olduğunu belirttiği yer almaktadır. Aslında örgütsel bağlantı olmadığının kanıtı olarak gösterilebilecek bu görüşme kaydının örgütsel bağlantı olarak ileri sürülmesi iddia makamının zorlama delil yaratma çabasının bir başka örneğidir.

Serdar Öztürk’e Ait Dilekçeler

Sanık Serdar Öztürk’ün Genelkurmay Başkanlığı’na gönderdiği ve “Sayın Komutan” olarak nitelenen kişiye yazıldığı anlaşılan dilekçeler bir bütün halinde incelendiğinde, savcılar muhatabın İlker Başbuğ olduğuna kanaat getirmişlerdir ve bunu da örgütsel bağlantı olarak göstermişlerdir.

Genelkurmay Başkanlığı’nın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine hitaben yazdığı 20 Temmuz 2011 tarihli yazısında, Serdar Öztürk ile Avukatı Demet Reçber tarafından Genelkurmay Başkanlığı’na gönderdikleri dilekçeler olduğu anlaşılmaktadır. Bu dilekçelerin değişik adli makamlara hitaben yazılmış eklerinin olduğu anlaşılmaktadır.

Savcıların değerlendirmesine cevap vermeye çalışmak bile anlamsızdır. Genelkurmay Başkanlığı’na istek ve şikayet içeren pek çok mektup her zaman gönderilmekte ve bunlar kayıt altına alınmaktadır. Böyle mektuplar üzerinden örgütsel bağlantı ortaya koymaya çalışmak iddia makamının zorlama delil yaratma çabasının bir başka örneğidir.